YAYLA YAŞAMINDAN BİR KESİT

 

Yörük, yaylaya varınca yine kışlık yurdunda olduğu gibi belli bir noktadan sonra aileler halinde, özellikle yakınları ile herkes kendi yurtluğuna gider.

Gedikli alınmadan önce Ötgünlü Yörüğü, Manavgat'tan çıkınca Akşehir'in Çimendere ve Cankurtaran yaylalarına çıkardı. Bazen de Cirit gediğine giderdi. Ancak oraya gidiş daha eski tarihlere rastlıyordu.

Cankurtaran Yaylalarında yaz boyunca serin serin yazlarlar oranın buz gibi çeşmelerinden, pınarlarından su içerlerdi. Bu dağlarda fazla ağaç bulunmaz ama serindir. Daha sonra Gedikli alınınca göç yolu da kısaldı. Artık göç Manavgat Gedikli dağları arasında yapılır oldu.

Gedikli'ye çıkan yürüklerin çoğunluğu genel olarak Sindel yaylası'na çadır kurarlar. Sonra Kaşıkcı, Kazıklıalan, Karamıklı, Yukarıkaramıklı'ya bazıları da özellikle koyuncu yörükler daha yukarıdaki yaylalara, Tuzla'ya, İncebel'e Kırbaş (çiçekdağı)'a çıkarlar ve çadır kurarlar.

Yukarılara çıkanlar, su ihtiyaçlarını kardan giderirler. Çadırlarını kocaman bir kar yığının yanına kurarlar. Buralarda ağaç, orman bulunmaz. Aşağılardaki ormanlık bölgelerden geniş bir katran tahtası getirirler. Bunun üzerine koparıp getirdiği kar parçasını koyar. Kar, yavaş yavaş eridikçe önündeki kabı doldurur. Su gereksimi böylece karşılanmış olur. Bu suyun soğukluğunu söylemeye gerek var mı?

Çicekdağı'nda kar sularından oluşan bir gölet bulunur. Hayvanlar göletten sulanır. Zaten o dağlarda pek susuzluk çekilmez.

Kar yığınlarının çevresi çiçeklerle doludur. Çiçekli adı buradan gelir. Pembe, kırmızı, sarı, mor, hemen hemen her renk de çiçek yetişir.

Halk Çimendere ve Cankurtaran'da yazladıklarında Akşehir'e pazara giderken burada Şarkikaraağaç'a giderler. Pazara giderken genellikle peynir, yün, kıl, deri, kolan, olukma, heybe...gibi şeyler götürüp satarlar. Pazardan, pekmez, helva, buğday, alırlar. Yörüklerin en çok sıkıntısını çektikleri şey tatlıdır.

Yaylada yörük, sıcak yüzü görmez. Sürüsünü, en otlu yerlerde, en serin doruklarda güder. Manavgat'ta aldığı döl, buralarda serpilip büyüyecektir.

Burada koyunlar, keçiler kırkılır. Elde edilen kırkımlar hazırlanır. Kışın kullanılacak duruma getirilir. Burmalar yapılır.

Bazı kişilerin adağı olur arada bir hayvan keserse yada bir kaza sonucu bir hayvanın kesilmesi gerekirse yahut et gereksinimi için kesilirse, et hemen hemen herkese parça parça dağıtılır. O gün, her çadırın önüne yakılmış ateşten et kokusu yayılır. Zaten bu yayılma nedeniyle dağıtılır. Çoğu kişi çemen yapar. Çemen, külbastı demektir.

Et, kemiği ile ateşin üzerine olduğu gibi atılır. Yağı cızır cızır akarak pişer. Yufkanın içine koyar ve birazda dağların güzel otlarıyla birlikte iştahla yer. Özellikle doruklarda sabahları hava çelik gibi soğuk olur. Mutlaka ateş yakılması gerekir. Ateş genel olarak çadırın önüne dikilmiş bir taşın yanına yakılır. Ateş nerede yakılırsa yakılsın ocak adı vereler. Bu ocağın meşe korları ile çatırdamasına diyecek yoktur.

Sabahları, açılan yoğurt haranası (tenceresi) ndan yoğurt kaya parçası gibi çıkar, yaylada. Yörük kadınının pişirdiği kızgın saç üzerindeki gevrek yufka ile bu yoğurdun yenmesine doyum olmaz.

Bu insanlar, kışın Manavgat'ta yiyecekleri peyniri, çökeleği akkatığı bu yaylalarda hazırlarlar. Onları derilere (tuluklara) basarlar. Kimisi daha soğuk inlere saklarlar. Zamanı gelince çıkarırlar.

Ağrık ve Kışlak (Kışlık) :

Yörükler, güz yaklaşınca, henüz asıl göç zamanı gelmeden bazı ağır eşyalarını Manavgat'a yani kışlık yurtlarına koyup gelirler. Bu eşyalar, göç sırasında kendilerine fazladan ağırlık oluşturacak eşyalardır. Genellikle, bunlar, yaylada aldıkları buğday, arpa, tuz gölünden getirdikleri tuz,... gibi şeylerdir. Bu mallar, develerin güçlü olanlarına yüklenir bir araya gelen bazı kişilerce götürülür. Tanıdıkların evine, çardağına konulur. Buna ağrık denir. Ağırlık sözünden geldiği bellidir. Bu develer otlatıla otlatıla geri getirilir.

Kışlak ise, ağrığın tersidir. Bahar gelip de yaylaya göçüleceğinde orada bırakılan eşyalardır. Bunlar yaylada gereksiz olanlardan seçilir. Bunların başında ısdar takımı, çulhalık gibi aletler gelir. Ayrıca bazı çullar, sitiller de getirilmez. Bunların bazıları yurtların yakınındaki orman içlerine, bazıları da tanıdıkların samanlıklarına konulur.

 

GÜZ GÖÇÜNE GELİNCE :

Bu göç, ötekinin tersine doğru yapılır.

Yayladan Manavgat'a göç zamanı, havaların soğumasıyla başlar. Genel olarak kasım ayıdır. İşe deveden başlanması gerekir. Gerçi ağrık nedeniyle bir ölçüde bu hazırlık tamamlanmış demektir.

Deve olmazsa yürüklükte olmaz. Eşyalar toplanır. Denkler tutulur.

Göç günü gelince akşamdan, kadınlar ellerini kınalarlar. Yaşlı kadınlar saçlarına bile kına sürerler. İşlenmiş oyalı yazmalar akşamdan çıkarılır. Kirmenler, burmalar, beşmil adı verilen erkeklerin öreceği çoraplık ipler ortaya çıkarılır. Gelinlerin, kızların zülüfleri ebeleri tarafından taranır.

Sabah erkenden yükler develere sarılır, yüklenir. Çanlar takılır. Yaylaya göç zamanında olduğu gibi burada fazla zorluk çıkmaz. Çünki aradan hem fazla zaman geçmemiştir ve hem de tuzculuktan ve ağrıktan dolayı deve yüke yatkındır. Bu göçte evin horantası daha iştahlı, daha isteklidir. Özlediği yere gidiliyordur çünki. Ayrıca Manavgat, Serik dağlarında kuzulamış olan kuzular, oğlaklar, birer toklu, çebiç, buzağılar dana, kulunlar tay, olduklarından fazla sıkıntı olmayacaktır. Birde bunların sesleri, gürültüye değişik bir çeşni katmaya başlamıştır.

Keçilerin, koyunların melemeleri, ineklerin mülemeleri, atların kişnemeleri, develerin bozlamaları, eşeklerin anırmaları, köpeklerin, eniklerin ürmeleri, bir değişiktir bu kez. Deve çanları, davarların koyunların çanları, gidiyoruz diye çalınan dovalar, kavallar, birleşince bir ses cümbüşü inletir dağları, taşları, o gür ormanı. Tüm oba yola koyulunca artık göç düzenini almıştır. Yine a I a v ı c ı r ı k   b o z d u m a n dır ortalık

Her iki göçte de, yola düzülünce göç göçüren türküleri söylenir yanık yanık.

Bu göçü, yol üzerindeki tüm köyler bilir. Yenişarbademli, Dumanlı,.... yörüğün geçişine hazırlarlar kendilerini. Bu köyler mahalleler, yörük için birer engel değillerdir. Hatta bu günler dört gözle beklenilen günlerdir. Gerçi göç başlayınca yol bir kaç gün için yalnız yörüklerin olur. Bu nedenle köylüler hayvanlarını yol üzerinden .çekerler. Buna rağmen, ulaşımın zorluğu nedeniyle değişikliğe hasret kalan yatıklar için önemli bir olaydır göç. Aynı zamanda bazı alış verişler yapıldığından ticari önemi de vardır. Satabilecekleri malları hazırlayıp yol üzerinde beklerler. Onlardan alacakları şeyleri düşünürler. Ticarette ve sosyal yaşamda bir hareketlilik görülür o günlerde. Yörüğün göçünü izlemek ayrı bir eğlencedir çünki.

Köylüler, işlenmiş yün heybe, çuval, oyalı mendil, çorap, yastık kılıfı, kıl, yün yada kıl burma, peynir, çökelek, nor, tort alırlarken yörükler de bunlara karşılık, fasülye, nohut, mercimek, bakla, mürdümek, tatlı alırlar.

Bu hareket, Aksu - Pazarköy taraflarında göçe başlayan diğer komşu yörükler, Karakoyunlular, Töngüşlüler, Çoşlular için de aynıdır.

Honamlı (Ötgünlü) Yörükleri işte bu çizgi içinde kona göçe, kona göçe yaşayıp gidiyorlardı.

Sarı Zülüflü Gelin

Sarı zülüflü gelin, dolayınca davarı,

Diğer sürüler de yamandı bayıra,

Ozan duygulanıp, sazına verince ayarı

Toplanıverdi çobanlar Karamıklı çayıra

Geldi oraya kavalcılar, dovacılar11

Söylendi üst üste türküler, şarkılar

Meleşip emişti oğlaklar, kuzular

Uçuştu kuşlar, kaynaştı bulutlar

Henk edip eğlendiler, boş verdiler kahıra.

Salındı sürüler o gün, köpekler gütsün diye

Oyalı çoraplar giydi kızlar,oğlanlar görsün diye

Dilekler tuttu gençler, bu eğlence sürsün diye

Ne gezer...tan ağarırken göç etti yörük Nahır'a

 

| Yaylaya Göçüş | Yörüklüğün
Görkemli Yılları
|
 


ispartaya.com