GENEL OLARAK YÖRÜK BOYUNUN İNCELENMESİ

 

Yörük Nedir?

Yörük, yürüyen insan demektir.

Türkler, ilk yurtları olan Orta Asya'dan kalkıp değişik yönlere, bu arada Anadolu'ya yürüye yürüye geldikleri için, yürüyen insan anlamında olmak üzere yörük adını almışlardır. Başlangıcında yürük olan bu söz, sonradan söylemedeki kolaylığı nedeniyle "yörük" biçimine dönüşmüştür.

Her ne kadar "yörük" sözcüğü Türklerin Orta Asya'dan yürümeye başlaması üzerine ortaya çıkmışsa da aslında bu söz Türk sözü ile anlamdaştır.

Törük=Türük=Yörük

Bu üç sözün üçünün de anlamı birdir ve 'Güçlülük' demektir. Bu nedenle ha Türk denmiş ha yörük denmiş bir farkı yoktur.

Ancak bu gün Türkiye'de toplumun bir kesimi, ötekine yörük olarak bakar ve öyle hitap eder. Buradaki yörüğün anlamı, farklıdır. Törük=Türük=Yörük ve "güçlülük" değil, dağda gezen, dağda yaşayan hayvancılıkla geçinen birazda kaba saba insan gibi.

Oysa bu olaya tarih açısından baktığımızda Türkler yalnız Ana yurtlarından göçmeye başladıklarında yürüyüp hayvan peşine takılmış değillerdir. Orada da hayvancılıkla uğraşıyorlardı. Yalnızca pek azı yerleşik durumdaydı. Yerleşik olmak, yani tarımla uğraşmak daha kolaydı. Her gün aynı yerde çalışmak, aynı ev içinde yaşamak, aynı toprağı işlemek. Buna karşılık hayvancılıkla uğraşanlar, daha zorlu bir yaşamın içindeydi. idi. Bunlar; dağda, bayırda, açık yerlerde, karda, kışta idi. Bu işi başarmak çok zor olduğundan bunlar kendilerini daha kahraman, daha becerikli görüyorlardı. Bu nedenle pısırık saydığı yerleşiklere yukarıdan bakıyor ve onlara "Yatuk" diyordu. Yatuk, yatıp kalan tembel, aciz insan demektir.

Türkler Türkçe konuşurlar.

Türk soyu içinde Türkçe'yi en iyi konuşan ve bu dili bozmadan günümüze kadar yaşatan en önemli Türk boyu, Oğuzlardır.

Oğuzlara ve Yörüklere târihte Türkmen dendiğini de biliyoruz.

Tarihi bu açıdan incelediğimizde, Müslüman olmayan Türklerin Müslümanlığı kabul etmiş olanlara "Türkmen" diye hitap ettiğine rastlıyoruz.

Müslümanlığı kabul etmiş olan ilk Türk Eli'nin Orta Asya'da, Balasağun ile Mirki arasında yaşayan Türkler olduğunu görüyoruz. İlk olarak ötekiler bunlara Türkmen demişlerdir.

Oğuzlar, Müslümanlığı kabul edince kendi dışındakiler Türkmen deseler de, onlar atalarının adına bağlı kalıp Oğuz olarak anılmayı yeğlemişlerdir.

Honamlı Yörükleri ise, kendilerinden önce yerleşmiş yörüğe yada köylüye Türkmen derler.

Ne var ki Oğuzlar ne yaparlarsa yapsınlar, 13. yüzyıldan sonra Oğuz'un yerini hemen hemen "Türkmen" almıştır. Çünki İslamiyet, l0. yy. dan başlayarak Oğuzlar arasında yayılmaya başlamış ve 11. yüzyılda bu din Oğuzların egemen dini olmuştur.

Gaznelileri yenerek, Horasan'da devlet kuran Selçuklular (1040), büyük bir Oğuz kümesini çevresinde toplamayı başardı. Selçuk'un oğulları Tuğrul ve Çağrı Beyler'in ve özellikle Çağrı Bey'in üstün çalışmaları sonucunda kurulan bu devlet dağılmakta olan Oğuz Türklerinin

toplanmasına önemli ölçüde dayanak oldu.

Daha sonra işbaşına geçen Selçuk Bey'in torunu Alpaslan'ın, Bizans Kralı Romen Diojen ile yaptığı Malazgirt savaşından sonra Oğuzlar için Anadolu'nun kapısı açılmış oldu.

Ancak bu savaşı Alpaslan'ın kazanmasında, Bizans ordusundaki Oğuzların ve özellikle Peçenek Türklerinin Alpaslan ordusuna geçmesinin, çok önemli etkisi olmuştur.

Şimdi burada, nasıl olurda Bizans ordusunda Türk askeri bulunur diye bir soru akla gelebilir. Zaten böyle bir sorunun sorulması da gerekir.

Açıklayalım:

Oğuzların yirmi dört boyundan birisi olan Peçenekler, Orta Asya'dan kalkınca, sadece İran üzerinden Anadolu'ya gelmiş değillerdir. Asıl önemli kolu, Hazar Denizi'nin kuzeyinden Avrupa içlerine sarkmış, orada bazı sürtüşmelere girmek zorunda kalmıştır. Hazar'ın Kuzeyinde yeni gelişmekte olan Rus Beyliği (Knezliği) ile savaşlar yapmış, bu savaşlarda bazı yenilgiler nedeniyle Balkanlara inmiştir.

Bu sırada Bizans Devleti Rus Beyliğinden rahatsızdı. Bu bakımdan Bizans, Peçeneklerle anlaşmaya girdi. Zaten Peçenekler'de, iktidar yüzünden ikiye ayrılmıştı. Bu ayrılmadan sonra Peçeneklerden bir bölümü, Bulgaristan'a yerleştirildi. Diğer bölümü ise Bizans ordusunda görev aldı. Hatta kısa süre içinde Bizans ordusunda ki Peçenek birliklerinin sayısı oldukça çoğaldı.

Bizans Devleti, bu sırada doğudan gelmekte olan Selçukluların baskısı altındaydı. Bizans, doğudaki bu büyük tehlikeyi yine onlar gibi savaşçı bir topluluk olan Peçenekler sayesinde önlemeyi düşündü. Bu amaçla 15 bin Peçenek atlısını sallarla ve gemilerle Üsküdar'a geçirdi. Sonrada salları ve gemileri geri çekti. Amacı, onları Selçuklularla savaşmaya zorlamaktı,. Ancak Peçenekler, kendi soydaşlarıyla savaşmaya sürüldüklerini anlayınca, atlar üzerinde yüze yüze İstanbul yakasına geri geçtiler. Ne var ki yinede Bizans ordusu içinde kalanlar oldu.

Türk askeri bu nedenle Bizans ordusunda yer almış bulunuyordu.

Selçukluların Anadolu'da devlet kurmasından sonra, bir Türk hareketi daha oluyordu. Bu kez Rumeli'de bulunan Tekfurlar, savunmasız kalınca, kendilerini korumak için Anadolu'daki Türk beylerinden yardım istediler. Bu yardımı asker olarak değil, göç ederek gelecek halktan olmasını koşul olarak öne sürmüşler. Tekfurlar, gelecek bu halkı yaşadıkları yerlerin çevresine yerleştirip, dıştan gelecek saldırıları önlemeyi düşünüyorlardı. O zaman için Türklerin başkenti Konya idi. Bu istek üzerine, Anadolu'dan Rumeli'ne çok sayıda Türk, yani yörük göç etti. Bu durum üzerine oradaki öteki Tekfurlar da bu modaya uyup Türk çağırdılar. Başkentin Konya olmasından dolayı o zaman için bu Türklere 'Konyar, denmişti.

  

| Sunuş | Anadolu'nun Seçilmesi
Nasıl Oldu
|
 


Isparta'ya Ayrımlı Bir Bakış